21 Aralık 2012 Cuma

Sizlere İtalyan futbolunun yeni nesil Del Piero'sunu gururla sunarım ..

Riccardo Saponara .. Evet onun adı Riccardo Saponara 20 yaşındaki bu çocuk İtalya 2. lig takımlarından Empoli'de forma giyiyor. Daha öncede u-17, u-18 u-21 takmların da oynamış. çok büyük geleceği olan parlak bir oyuncu özellikle şu günlerde adı sıkça 3 büyük klubümüzle anılan tanınmış yaşlı pahalı oyunculara kıyasla hem bütçeye uygun hemde gelecek için yatırım. Üstelik İtalya gibi fizik gücü yüksek Türkiye ligine benzer bir ligde yetişmiş halk arasında ki değimiyle (kasap ligi ^_^) Caner Güler

19 Aralık 2012 Çarşamba

Yeni Yıldız Yolda !

Keşfedilmemiş Golcü İBRAHİMA TOURE Bu yıl Ligue 1 e dönmek adına iddialı bir kadro kuran Monaco'nun Golcüsü İbrahima Toure fiziği ile Balotelliyi son vuruşları ve bitiriciliği ile Drogba'yı andırıyor. Bu sene 22 maçta 17 gol 4 asist geçen sene ise 17 maçta 10 gol 4 asist ile oynayan Senegalli oyuncu Toure, bu performansını devam ettirirse büyük takımların transfer gündemine girecek gibi gözüküyor.

St. Pauli Adil Bir Şehrin Takımı !

Bir kulüp düşünün, 30 bin kişilik bir semtin takımı olsun, müzesinde önemli bir kupa bulunmasın, tarihinin çoğunu alt liglerde geçirsin, ama dünyanın her yerinde destekçileri olsun. İlk bakışta futbolun mantığına ters gibi görünse de, söz konusu kulüp St Pauli ise tüm bu yazdıklarımız mümkün. Almanya’nın liman kentlerinden Hamburg’da 1910 yılında kurulan St Pauli belki de dünyanın en ‘sıradışı’ futbol takımı. Onların ne denli ‘sıradışı’ bir kitleye sahip olduklarını anlatmak için sanırız, 2007’ye kadar endüstriyel futbolun bir icadı olarak gördükleri elektronik skorboarda direnmelerini ve gollerden sonra elle değiştirilen tabela skorboardlarını kullanmaya devam ettiklerini söylemek yeterli olacaktır! Halen Almanya 2. Ligi’nde mücadele eden St Pauli’yi bu denli farklı kılan şey kendisine özgü taraftar profili. Almanya’nın hemen her kulübünde Neo Nazi kökenli taraftarlara rastlanırken, dazlaklar St Pauli’nin kapısından bile geçemiyor. Zira, kulübün sempatizanlarının tamamı sol görüşlü. Hatta bu konuda anarşizme kayacak kadar da aşırı uçtalar. Bu üst kimlik, tribünlerde, ailesiyle geleni de, eşcinseli de, punkçısını da, patronunu da, işçisini de, sokakta yatanı da birleştiriyor ve 90 dakikalığına her türlü farklılığı unutup, birlikte her şeye isyan ediyorlar. St Pauli taraftarının bu kemikleşmiş kimliği 80’li yılların sonunda yaşanan bir olayla iyice pekişti. Takımın kalecisiVolker Ippig, bu tarihte insani yardım amacıyla iç savaşın hüküm sürdüğü Nikaragua’ya gider. 1 yıl sonra dönünce taraftarın gözünde efsane olan kaleci takıma anarşist havayı da beraberinde taşır. 1980’lerin başına kadar ortalama 1600 seyirciye maç oynayan takım, şöhretini arttırınca her maç 22 bin 500 kişilik Millerntor Stadı’nı doldurmaya başlamış. Hatta taraftarları, 2001-2002 sezonu öncesi satışa çıkarılan 10 bin kombine bileti 27 dakikada bitirecek kadar kulübe bağlı olduğunu kanıtlamış. Tribünlerindeki, Che Guevara, Marx ve Kuru Kafa posterlerinin yanı sıra metal müzik guplarından AC/DC’nin şarkısı eşliğinde sahaya çıkan St Pauli futbolcuları, Türkiyelileri hedef alan Solingen Katliamı’nın ardından da Türkçe yazılmış, “Faşistleri s..tir edin, biz hepimiz kardeşiz!” pankartı taşımışlardı. İşsizin de banka müdürüyle birlikte yan yana bira içerek maç izleyebildiği St Pauli’nin bu nev-i şahsına münhasır yapısını belirleyen bir diğer faktör ise, semtin kurulu olduğu yer. Almanya’nın en büyük liman kenti Hamburg’da, denizcilerin ilk uğrak yeri olan genelevlerin bulunduğu semtten renkli bir taraftar grubu çıkmayacaktı da nereden çıkacaktı ki! Ayrıca zengin Hamburg’dan kopan ve tarih boyunca dışlanan, fakirlik ve geri kalmışlığın da etkisiyle tüm marjinal gruplara kucak açan ve Almanya’da en çok punkçıya rastlanan yerlerden biri de yine St Pauli.